Lokantanın en serin masasını bulmuş olmaktan memnun. Üç aydan sonra –karısı bebeğini düşürdüğünden beri- ilk defa dışarıda yemek yiyecekler. Tam karşısında karısı, bir yanında küçük kızı, diğer yanında altı yaşındaki oğlu. Mutlu bir aile tablosu diye düşünüyor. Yaşamaktan duyduğu keyif mimiklerine yansımış. Vee işte salatalar da geldi. Tablo tamamlanmak üzere. Şakalar yapıyor, karısını güldürmeye çalışıyor, küçük kızının yanağını okşuyor, bir bukle saçını kulağının arkasına koyuyor, saç özgür, laf dinlemiyor, tekrar kızın alnına düşüyor. Salatasından bir iki lokma alıp çiğniyor, güzel, tuzu, ekşisi, üstüne az biraz serpiştirilmiş zeytin yağıyla mükemmel bir tat, hayat güzel be diyor. Oğluna sen de yesene diyor, oğlu kızının kıvırcık saç buklesi gibi biraz inatçı ve annesi gibi çok dalgın, yemiyor. Ana yemek geldi gelecek.İkinci yesene ihtarından sonra oğlu birden baba diyor, dalgın anne, babadan önce efendim oğlum diyor. Anne dalgınlığını delecek tek şey evlat nidasıdır sözü bir daha ispatlanıyor. Çocuk annenin ‘efendim oğlum’una rağmen cümleye baba diye başlıyor:

Baba diyor üç ay önce diyor annemin karnında diyor yeterince gelişmediği için diyor doktorların diyor bir et parçası olarak diyor bıçakla dünyaya getirdiği kardeşimi diyor, cennette görecek miyim? Masadaki dalgınlık yüzle çarpılıp herkesin yüzünü işgal ediyor. Kimse cevap vermiyor. Adam salatasına uzanıyor tekrar yılların alışkanlığıyla, çatalı hırsla birkaç kere saplıyor, iri bir lokma alıp çiğniyor. Ağzına kan tadı geliyor.

3 cevaplar
  1. @_atike kübra
    @_atike kübra says:

    iri bir lokma alıp çiğniyor. ağzına kan tadı geliyor cümlesi, i.özel’in 1982 şiirindeki “dişlerimizin arasındaki ceset” ifadesini hatırlattı. ürperdim. çok iyi hocam, elinize sağlık.

    Cevapla

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.