Tam altmış sene önce otuz dört yaşında bir adam, bir haftadır dinmeyen baş ağrısı şikayetiyle doktora gitti. Doktor muayene, tetkik ve tahlillerden sonra ona ona şöyle dedi: Beyninde gelişmekte olan bir tümör var, ameliyat ve ilaçla iyileşmesi de – şu an için – mümkün görünmüyor, birkaç ay sonra tümör kafatasının içini tümden kaplayacak’’ Adam devamını dinlemeden çıktı. Birkaç aylık ömrünün kaldığını bedenindeki her hücreyle idrak etmişti.

Eve dönerken genç karısını ve küçük çocuklarını düşündü. Ölümünden sonra nasıl geçineceklerine kafa yordu. Onlara bırakacak, ölümünden sonra perişan olmalarını engelleyecek hiçbir mal varlığı yoktu. Evi bile kiraydı. Üç – beş ay zarfında ne yapabilirim diye düşündü, düşündü, ağrısı şiddetlendi. Bulmuştu.

Karısı onu kapıda karşıladığında adam yüzüne en içten gülümsemesini takındı. Çocuklarını öpüp okşarken karısının doktor baş ağrısı hastane sorularının tümüne dört kelimeyle cevap verdi: ‘’Bir şey yokmuş canım’’ sonra iki kelime daha ekledi: ‘’Roman yazacağım’’.

Altı ay boyunca eve kapandı. Beş buçuk roman yazdı. İlk romanında adeta yeni bir dil, yeni bir anlam evreni yarattı. Ölümü beklerkenki o karamsarlık kelimelerine, cümlelerine ve tümden romanın ruhuna yansıdı. O güne kadar defalarca işlenmiş olan iyi, kötü, suç, ceza, hayat, ölüm, ergenlik, olgunluk konularını işliyordu ancak daha önce yazanlardan bambaşka bir dil ve perspektifle. Sayılı günlerinin kalmış olması ve karısı ile çocuklarına kalıcı bir gelir bırakma arzusu onu sadece iyi bir yazar yapmamış; edebiyatın bizzat kendisi yapmıştı adeta. Eve kapandıktan otuz beş gün sonra ilk romanını baskıya verdi. Kitap ülkede birkaç gün içinde satış rekorları kırdı, baskı üstüne baskı yaptı. Aylar içinde kült romanlar arasındaki yerini aldı (sonraki yıllarda filmi de yapıldı, o da sinema şaheseri olarak kayıtlara geçti)

Birkaç ay içinde büyük bir servet kazanmış ve ülkenin en çok okunan yazarı olarak tekrar doktora gitti. Doktor muayene ve tetkiklerden sonra ‘’Tümör milim büyümemiş, olduğu gibi duruyor ve gelişip kötüleşeceği de yok’’ dedi gülerek. Doktor haklı çıktı bu sefer. Adam yetmiş altı yıl yaşadı. Kırk beş roman daha yazdı. Ama hiçbiri dünyanın bütün dillerine çevrilen ilk romanı kadar okunmadı, bilinmedi. Yazar hayattayken de öldükten sonra da sadece o ilk kitapla özdeşleşti.*

*Yukarıda yazdıklarım gerçek bir yazarın, gerçek hayat hikayesi ama internetten kopyalayıp yapıştırmadım, umutsuzluk anlarında hatırladığım ve çoğu kez karamsar arkadaşlarımı teselli etmek için anlattığım şekliyle kaleme aldım. Hayır ne onun ne de kitabının adını yazacağım. Merak edip araştıranlar nüanslar dışında yazdıklarımın gerçek olduğunu görebilir.

Kitap Önerisi

Düşsel Konçerto / Giovanni Papini

5 cevaplar
  1. Fatih
    Fatih says:

    Umutsuzluğun gücü başlığı altında umudu anlatmışsın gerçek bir hikaye olabilir ama adamın bir kere bile umutsuzluğa kapıldığını hissedemedim mesela anlatılmak istenen hikayenin içinde olsa gerek..

    Cevapla
  2. İsmini vermek istemeyen bir hayran alimimperatore
    İsmini vermek istemeyen bir hayran alimimperatore says:

    Hocam, hikaye harika
    Ama yazarın 1 yıllık ömrü kaldığını öğrendiğinde (1962) çocuğu/çocukları yoktu
    Tek çocuğu da 64 yılında doğan ve 68 yılında ilk eşinin ölümünden 5 ay sonra evlendiği ikinci eşinden olan çocuğu
    Ayrıca tümör teşhisinden önce de yazdığı roman ve müzik eserleri var

    Cevapla

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.