Eugene Ionesco ‘’Nesneler şaşırtıcılığını kaybettiği an, çocukluk sırra kadem basmıştır’’ der. Bu hayreti, bu çocukluğu uzun süre muhafaza etmeye çalıştım. Çocuklarım oluncaya kadar bu çocukluk kırıntıları kalbimde, beynimde kaldı diyebilirim. Ama evliliğimizin ilk yılında günde birkaç defa benden sekiz yaş küçük karımın ‘çocuk gibisin’ ihtarlarına maruz kalınca o son kırıntılar da uçtu gitti sanırım.
Küçük bir çocukken en çok kullandığım iki kelime ‘’vay canına’’ idi. Hayatım her şeye hayret etmekle geçiyordu. Bütün insanların iki gözünün iki kulağının olması; tüm ağaçların yeşil olması; suyun yukarıya değil de aşağıya doğru akması beni büyülüyor ve hemen hemen ilk defa gördüğüm her şeyi vay canınaa diyerek selamlıyordum.

Bir su damlası gökten düşüp toprağa karışıyor, ağacın kök damarlarından giriyor, üç ay boyunca dalları içten tırmana tırmana bir duta dönüşüp tekrar yere düşüyor. Bu maceraya vay canına denmez de denir diyordum. Köydeki toprak evimizin tavanına her yıl – altı ay ortadan kaybolduktan sonra- neredeyse gününü bile şaşırmadan yuva yapan kırlangıca hayret etmeyeyim de ne yapayım.

Son zamanlarda ömrümün ilk otuz yılında tabiata yönelttiğim bu hayretengiz bakışlar daha çok insan ve insanların yaptıklarına yöneldi. Ama burada hayretime hayranlık değil; bazen anlamsızlık hissi, bazen saçmalık, bazen de iğrenti eşlik ediyor. Kesinlikle tabiattaki o nizamdan, o yerli yerindelikten eser yok insanların yaptığında. Şimdi bundan da kurtulmaya çalışıyorum ama çocukluk yapmadan. Dün gece bu meseleyi biraz düşündüm ve şu sonuca ulaştım:

İnsanlar günümüzde çoğu kez anlamsızlık ve saçmalık için uğraşıyor. Çünkü bilinmenin, tanınmanın, görülmenin ve dahi tıklanmanın en kestirme yolunun bu olduğunu düşünüyorlar (Burada köpeği ısıran adam örneği açıklayıcı olabilir ama kullanmayacağım). Biri bana baksın da ne olursa olsun. Birileri beni izlesin, beni takip etsin yeter ki. Sonrasında aa şu rezalete bak, ya böyle saçmalık olmaz, lan insan olan böyle yapar mı dese ne olacak ki, benden ne eksilecek? ( Haklısın benlik olmayınca benlikten bir şeyin eksilmesi de mümkün değil). Önemli olan göz, mühim olan bakış artık bu çağda. Nazara mazhar olmak için yarışıp duruyoruz. Bunun bir getirisi de var tabi: Meşhur olmak. Meşhur olmak için yaptığınız çoğu şeye de vay canına diyorum ama artık bunun hayretle selamla anlamı yok. Daha çok küfür ve iğrenti anlamında vay canına.

Kime en çok bakılıyorsa en çok kazanan odur artık. Hal böyle olunca tuvalette fotoğrafını da çekip gösterirsin, pembe baş örtünle uyumlu pembe renkli Kur’an da pazarlarsın instagramlarda.

Kitap Önerisi

Yerçekimli Karanfil / Edip Cansever

15 cevaplar
  1. Bu sefer isimsiz
    Bu sefer isimsiz says:

    Hayatın her alanında var ama sosyal medyada çok daha hadsafhada. İnsanların artık bilineyimleri çok uçlarda geziyor. 3 5 hesabı severek takip ediyorum ama onların bile bu takipçi kasma durumlarında vs araç olabildiklerini görüyorum. 3 5 hesabın tweetleriyle aynı frekanslarda gezdiğimi hissedince içten gelerek mentlesiyorum ama sonrasında o yazdıklarımın bile çok alakasız insanların önüne düşebilme ihtimali yazdıklarımı sildiriyor. Rtlenmekten de hoslanmiyorum. Aslında komple bırakıp gitmek lazım da işte başka nelerle oyalanabiliriz ki düşlerden dünyanın bu sıradan günlerine düşünce.

    Cevapla
  2. ismini vermek istemeyen
    ismini vermek istemeyen says:

    iğrendirici. Fakat öte yandan:) siz de aynı şeyi yapıyorsunuz gibi. Sürekli kendinizi, yazılarınızı göze sokma çabası ve daha çok takip edilmek için her yaşa-nabza uygun şerbet veriyorsunuz hissi oluşuyor bende

    Cevapla
    • Hin Avibi
      Hin Avibi says:

      Ben anlatmaya çalışıyorum en azından. Görüntümle yaptığım metanetlerle, rezalet yarışlarıyla gündeme gelmeyi değil, yazdıklarım ve düşündürdüklerimle yer etmeye çalışıyorum. Ve elimden geldiğince maslahatı gözetliyorum.

      Cevapla
  3. ismini vermek istemeyen
    ismini vermek istemeyen says:

    Yazdıklarınıza ve ortaya koymuş olduğunuz çabanıza lafım yok ve hatta pek çoğunu beğenerek okuyorum yalnız benim eleştirim görünme ve tıklanma çabanız. Elbetteki bir yazar yazdıklarının okunmasını ve kitlelere ulaşmasını ister fakat bunun için özel bir çaba harcamak bana iğreti geliyor. Yani bırakın yazdıklarınız sizi yüceltsin sadece.

    Cevapla
    • Hin Avibi
      Hin Avibi says:

      Özel çabayı da her yazar yapar. Tanıtım yapar imza günü yapar reklam verir, köse yazısında, tv programında bahseder. Benim elimde sadece burası ve twitter var. Bakin yazdım yayımladım diyorum o kadar.

      Cevapla
  4. Göremeyengillerden
    Göremeyengillerden says:

    Göşteriş ve şöhret meraklısı olmak nedir? Biz hâlâ bunu anlayamıyoruz aslında. Güzel yazıların, güzel fotoğrafların kısacası ‘güzelliğin’ çok insana ulaşması, belki bir kalbi Allah’a yakınlaştırması… Bunlar üstün nitelikli işler ve gerekliler. Hele de rezilliklerin, reklamın iyisi kötüsü olmaz mantığının sözde muhafazakar ( ki bu kelimeden haz etmem ama kelime dagarcığım yetersiz) kisiler tarafından dahi normal ötesi normal karşılandığı bu dönemde. Demem o ki Hin Avibi abi ancak benliklerini bulmuş insanlar başkalarına fayda saglar. Ve o kişilerin tanınması , bilinmesi gerekir. Bu mantıkla umarım yazılarının devamı gelir ve katbekat kişiye ulaşır.

    Cevapla
  5. Olmuyor
    Olmuyor says:

    Dün gördüğüm bir video üzerine bunları düşündüm ben de. Acaba en son nereye kadar böyle saçmalıklar yapılabilir ve acaba biz de nereye kadar bu saçmalıklara gülebiliriz, izleriz? Dedim herhalde insanlar öldürürken video atacak ve biz de vay canına ne öldürüyor be diyeceğiz. Sonra farkettim ki zaten bu da yapılıyor. Birileri görünmek icin, komiklik olsun diye öldürüyorlar ve birileri bundan zevk alıyor. Ne leş bir dönem. İnsan gerçekten hayret ediyor.

    Cevapla
  6. M.Fatii
    M.Fatii says:

    Olduğum yaştan 10-20 yıl daha büyük fiziki belirtilerle varlığımı sürdürüyor olmama rağmen genelde bana da tuhaf ve çocuksu derler. Çünkü evet hayat bazı insanlardan çocukluk enstantanelerini erken iade alıyor. Çocukken yediğin yiyeceğin aynısını şimdi yiyorsun ama eskisi gibi olmamış diyorsun çünkü ne o ne sen eskisi gibi değilsin. Bütün ortamı sağlasan bile yine de sen o tadı alamayacaksın hayattan, evet çünkü zaman dilimi dahil senden alınan verilen şeyler, maruz kaldıkların ve anılar seni başka biri olmaya zorluyor. Çocukken büyük şehirlere gittiğim zaman yabancı ülkelere benzetirdim. Sevdiğim kızın büyük şehirde yaşıyor olması da ayrı bir büyülenme durumu oluştururdu. Kendimi yakıştıramazdım hiç bir yere.
    Bahsettiğiniz gibi sizden yaşça küçük insanlar size çocukluğunuzu hatırlatmak yerine size çocuk muamelesi yapınca anlıyor insan, sonra üzerine o yaşanan hissizlik, 8 yaşındayken okulun bahçesinin stadyum gibi devasa görünmesi ama 34 yaşında oraya tekrar gittiğin zaman aslında bir apartmanın bahçesi kadar küçük olduğunu kavraman. Bunlar zamanın ve kazanç olarak gördüğümüz tüm birikimlerin bizden aldığı görünüşler. Bir zamanlar aynaya bakınca kendini güzel görmen, o kişiye bunu farkettirme çabaların şimdilerde yerini yenilgiye, yaşlanmışlığa ve içerde bir yerde yıkılmış duvarlara sebebiyet veriyor.

    İnsanın kendini her ne biçimde olursa olsun bir şekilde farkettirme çabası ise başlı başına yok olmuşluk durumu bence. Buna şaşırmak ve ibret almak, bu farkındalık ile yakınımızda ki nesli bu tutumdan uzak tutmak da sanırım bir görev ve sorumluluk olsa gerek bizler için. Kendimizi Kur’an’a sünnete göre değil de Kur’an ve sünneti kendimize, yaşantımıza uydurmaya çalışma durumu ve istemli istemsiz bu görüşte olan neslin giderek sayısının artması da tuhaf bir durum bence. Bunu dile getirmek ise duyar kasmaya giriyor mu bilmiyorum, yukarda isimsiz bir misafir duyar kastığınızdan bahsetmiş, yani batılın sesi gür çıkacak da hakkı konuşanlar sessiz mi kalacak. Bir de bunu şiirsel ve edebi bir biçimde dile getirmek neden duyar olsun ki! Başyapıt olur bence. Yani güzel düşünen insanlar sussun mu? Hayır tabiki de.
    İşte böyle böyle çocukluğumuzu elimizden alıyorlar. Acaba bir iyilik yapsak başımıza iş gelir mi korkusu ile yaşıyoruz. Oyun oynasak kocaman adam oyun oynar mı deniliyor. Yağmuru toprağı nebatatı eşyayı anlamaya çalışıyoruz ve bu adam aşık, hasta, deli diyorlar. Galiba anlıyorum. Çarkın dişlisi olmamak bizi farklı kılıyor. Lakin durağan olmak yerine anlatmak aktarmak ses vermek hissettirmek gerekiyor bunu. Iyilik yitip gitmemeli. ‘Çocukluk’ yapmadan…

    Cevapla

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.