Evde beş kişiyiz, altı telefonumuz var. Ben telefonla konuşma dışında hiçbir şey yapmıyorken, karım ve çocuklarımın telefonla en az yaptığı şey konuşmak. Onlar cihazı daha çok para öğütme makinesi olarak kullanıyor. Karım İnstagram’a fotoğraf atabilsin diye para ödüyorum, kızım kedi videosu izleyip evde sadece benim ilgilendiğim  kedisinin videolarını paylaşsın diye para ödüyorum, oğlum favlasın, retweetlesin, savaş oyunlarında düşmanı tarumar etsin, Facebook’ta ‘qanqa’larını dürtsün diye para ödüyorum.

Benim on yıllık eski, küçük, tuşlu telefonum var. Basılmaktan harfleri ve rakamları silinmiş ama o kadar alıştım ki sağ el işaret parmağımın ucunda bir göz varmış gibi rahatlıkla kullanabiliyorum. İnternetim yok ve telefonumdan bir şikayetim de. Aylık 20 – 25 lira ödeyip, her aramada çalan Zerda müziğinin keyfini sürüyorum.

Hanımın iki ayrı markadan son model iki adet telefonu var ve her birkaç ayda ikisini de aldığı fiyatın yarısına satıp bir üst modellerini alıyor. Niye iki telefonu var? Bu sorunun bir cevabı yok. Aklıma gelen en makul sebep sevgili karımın bir telefonuyla diğer telefonunun fotoğrafını çekip paylaşması. Başka bir mantıklı izah bulamıyorum.

On sekiz yaşındaki kızımın da telefonu zengin arkadaşlarınınki gibi. Tuğçe’nin babası ona şundan almış deyince ‘’Kızım onun babası 500 bin liralık arabaya biniyor, ben sizden aynısını istiyor muyum’’ diyemediğim için alıyorum mecburen. Bir de canım kızımda ruh haline, kıyafetine, gideceği yere göre sürekli kılıf değiştirme hastalığı var. O da büyük bir maddi külfet ama katlanıyorum.

On altı yaşındaki oğlumun kalite, gösteriş, pahalılık merakı yok ama kız kardeşi ile sürekli kavga edip ona alınan her şeyin aynısını veya muadilini istediği için ona da ablasının telefonundan alıyorum. Gömlek değiştirir gibi kılıf değiştirme huyu yok ama internete çok para harcıyor, televizyonda gösterilen filmleri, dizileri, maçları odasına çekilip küçücük ekranından izlemekten zevk alıyor sanırım.

Bir de altı yaşındaki kızım Ponçik. Bu isimle bütün sosyal medya platformlarında hesabı olduğu ve tanıyan tanımayan herkes daha annesi ona hamileyken Ponçik dediği için kimse gerçek adını bilmiyor. Ona rahmetli annemin ismini – Şükriye- vermemiş olsaydım ben de gerçek adını unuturdum. Evet onun da telefonu var. Annesi instagram’da önemli işleriyle meşgulken veya Whatsapp durumlarında arkadaşlarına nispet yapıp akrabalarıma laf yetiştirirken Ponçik kendisini rahatsız etmesin diye bir üst modelini aldığı telefonlarından birini ona tahsis ediyor sürekli.

Başta telefonlar yüzünden boşuna para harcamaktan yakındım ama asıl mesele o değil. Normal bir insan topluluğu gibi konuşamıyor, dertleşemiyoruz. Herkes canlı canlı telefona gömülmüş ve Fatiha okuyacak kimsemiz kalmamış gibi hissediyorum.

Ne oldu, nasıl oldu bilmiyorum ama sanki ailemle –kuşak çatışması çok hafif kalır- aramda birkaç asırlık mesafe oluştu son on yılda. Telefonlar onların hayati bir organına dönüştü adeta. Ne yapacağımı bilmiyorum. Onlarsızlığa daha ne kadar katlanabileceğimi kestiremiyorum. Onları duyduğum halde anlamıyorum artık. Ve onlar beni duymuyor. Ben uçurumun bu kıyısında çürüyüp gidiyorum; onlar karşı kıyıda. Karımı ve çocuklarımı çok özlüyorum. Allah günah yazmasın bazen ölsek de birbirimize kavuşsak diye dua ediyorum.

Kitap Önerisi

‘’İşaretleri geldi, sessiz ve kımıltısız helak oldular’’ dizesinin olduğu kitap.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.