İstanbul’un orta yeri sinema
Garipliğim mahzunluğum duyurmayın anama
Orhan Veli

TAN! Ölü bir kediyle saçlarımı taramanın vaktidir,
Sarı bir bilincin ötesini ellemek istemenin
İsmet Özel

Dest busi arzusuyla ger ölsem dostlar
Kuze eylen toprağım sunun anınla yare su
Fuzuli

Yukarıdaki beyitleri ‘’Sen hangisisin? Tarafını seç’’ demek için yazmadım. Şunun için yazdım:
Birbirinden ne kadar ne kadar farklı olsa da üçü de edebiyattır ve şiiri şiir yapan şeyin anlam veya kelimeler değil; dünyanın bir yerinde birinin bir yerine (kalbine, beynine, çocukluğuna, hatıralarına, ağrılarına, içinde yaşadığı duruma…) dokunmasıdır.
Birinci şairin, hem her kelimesinin anlamını biliyor hem de ne anlatmak istediğini anlıyoruz. Güzel. Garibim, yoksulum, İstanbul’un onca şatafatının ortasında hüzünlüyüm, bunu anacığıma duyurup kadıncağızı üzmeyin diyor. Tamam.
Üçüncü (ikinciyi sona bırakacağız) şairimiz de bir şey anlatıyor. Bazı kelimelerin anlamını bilmediğimiz için pek anlayamıyoruz. Kelimelerin anlamını bilsek ne kadar muhteşem bir manasının olduğunu kavrarız belki. Sevgilinin elini öpmek arzusuyla ölürsem dostlar, toprağımdan testi yapın ve sevgilime onunla su verin (Böylece dudakları bana değecek, öpmüş olacak). Bu da tamam.
Asıl mesele ikinci beyit. Çünkü tek tek her kelimenin anlamını bildiğimiz halde o iki cümleden hiçbir şey anlamıyoruz. Ee ne olacak peki? Onu anlamamız için tıpkı (belki anlamak imkansızdır, bir anlamı yoktur) en azından kendimizce bir anlam vermemiz için Fuzuli’de sözlüğe baktığımız gibi bunda da İkinci Yeni’ye, Sürrealizm’e, -Freud ve bilinçaltına hatta- bakmalıyız. Gerçi hiçbirine bakmasak bile bu iki dize bize bir şeyler çağrıştırır, aklımıza bir hayal, bir resim, ne bileyim trafik kazasında hayatını kaybetmiş bir kedi (tanıdığım bütün kediler otomobil kazasında öldü, eceliyle, yaşlanıp çoluk çocuğunun arasında öleni hiç görmedim şimdiye kadar). Şair meramını ‘’Eve gelirken yoğurt al’’ cümlesinde açıkça belirtmediği için dizelerin bizde çağrıştırdığı şeye anlam diyeceğiz mecbur. Benim şimdilik yakıştırdığım (belki) kara kedi gibi uğursuz gece bitmiş, şafak vaktinin (TAN!) ilk sarı ışıkları belirmiş, şair kendine güveniyor, tam zamanıdır diyor, bu güneşin bu aydınlığın ötesini görmenin tam zamanı. Olmadı mı? Olup olmadığını kim bilebilir? Şair şiirinin altına beni tekzip eden bir paragraf iliştirinceye kadar haklıyım. Çünkü şair Cahit Zarifoğlu’nun bir şiirinde dediği gibi ‘’Bir tabloda gibisin / Her bakmaya değişen’’ evet şiir budur, özellikle modern şiir.
Sonuç olarak üslubu nasıl olursa olsun; direkt bir anlamı olsun veya olmasın hatta bir anlamsızlık abidesi olsun; şiir abidedir ve anlamlıdır. Yeter ki bir yerinize dokunsun.

Kitap Önerisi

Şiir Tahlilleri / Mehmet Kaplan

5 cevaplar
  1. M.Fatii
    M.Fatii says:

    Neden büyük şairler erkektir ve yahut büyük şiirleri erkekler yazar biliyor musunuz? Bir kadına şiir yazdım, bana dedi ki “bunu bana yazdığını nerden biliyim”…
    Demem o ki her erkeğe yazdıran bir kadın vardır. Bunun adı şehir de olabilir, duygu da, doğa da , hatta hiç olmamış biri bile, doğurgandır hissiyat..
    Anlamlar, anlamsızlıklar ya da beşinci, on yedinci anlamlar da işaret edilebilir, herkes anlasın diye dökülmez kelimeler. Bazen İçerde sindirilmiş gıdanın enerjiye dönüşümü sonucu ortaya çıkan ter damlaları gibidir… Hayat işte, kim bilebilir ki? Kaçıncı yüzyıl da anlaşılır, kaç milyon kişi anlar da bir kişi anlayamaz kalbi…. Bu çok dramatik…

    Cevapla
  2. @_atike kübra
    @_atike kübra says:

    ” cahit zarifoğlu’nu anlamsızlığı ile, ismet özel’i derinliği ile, fuzuli’yi veya nêsimi’yi veya bâki’yi yabancılığıyla sevmek. daha da ötesi bu anlamsızlık, derinlik ve yabancılığıyla hissetmek. şiir belki biraz da budur.” çok güzel.

    Cevapla

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.