Cahit Zarifoğlu’nu anlamamak hoşuma gidiyor. Hatta onu anlamamak onu anlamaktır diyorum. Burada anlamamaktan kastım düz yazıları, günlükleri, çocuklar için yazdıkları veya hakikati en yalın en somut biçimiyle yüzümüze balyoz gibi çarptığı (Cengi bıraktın dünyaya daldın / Tezeğe konan sinekler gibi) Kudüs, Afgan cihadı (arkadaş şimdi yalnız savaş), Hama’yı işlediği şiirleri değil. Daha çok -tanımlamada haddimi aşmayacaksam – teist egziztansiyalist sancılar çektiği, özünü bulup – inşa ettiği ilk dönem şiirleri.

Birinci Dünya Savaşı sonrasını, o karmaşayı, bunalımı, sanatçı ve aydının kafasını duvarlara vura vura en son gelip tosladığı anlamsızlığı, saçmalığı en iyi yansıtabilecek şey Dadaizm idi. Tristan Tzara ve arkadaşları sözlüğe bir bıçak sapladı, bıçak Dada kelimesinde durdu. Bunu kendilerine isim seçtiler. Sonra gazeteden herhangi bir makalenin kelimelerini kesip bir kavanoza koydular, o kelimeleri rastgele seçip bir kağıda dizdiler ve buna şiir dediler. Sanat manifestolarını okuyacakları cafede toplandıklarında Tzara İncil’i karıştırıp açılan ilk sayfadan bir pasaj okudu, arkadaşlarından biri masaya çıkıp ayakta döne döne çevresine işedi, herkes alkışladı, işte bu dediler, Dadaizm bu. Gerçekten buydu. O günlerde, o kaosta, o anlamsızlık ve saçmalık dolu dünyayı en iyi yansıtacak şey bu sanattı.

Zarifoğlu’nun ilk şiirleri tam böyleydi işte demek biraz abartılı bir ifade olacak ancak o da bir anlam arıyordu. Sonraları bir şiirine verdiği isme gönderme yaparak açıklarsak: Henüz çocuğun uyanışı başlamamıştı. Karanlık bir dehlizden çıkmak için yol arıyordu. Ve işte o arayışı, o anlam yoksunluğunu dizelere döküyordu. Bize karanlığın fotoğrafını çekiyordu adeta. Şimdi biz onun elli yıl önce çektiği o fotoğrafa bakıp ama burada bir şey yok ki diyoruz. Var. O fotoğrafta genç bir adamın karanlığı var:


a saçlısı
daha her şeyi anlaşılmadan
daha siz ona aydınlanmadan
geçici bir bilardo alanında
kuzgun hançerli
sakal gibi el içen
donuk
solgun kaçışlı
sevmeye ve sevdirmeye
bir erkek biçimi geyik salmış
a saçlısı
durunca güvercinli kapıda
mesela oldukça bir viyanadan
meçhul bir bayın göğe yaslanan şapkasıyla
elverişli çay sergisi
….

Bu mısralardan ne anladınız? Ben hiçbir şey anlamadım ve tam da bu hoşuma gidiyor. Şairin kastettiği asıl anlamın da bu olduğunu düşünüyorum. Anlamsızlığı anlatmaya çalışan bir metnin anlaşılmaz oluşunu anlamlı buluyorum. O metinde ‘a saçlısı’ da olur, ‘’trene binip giden kuş’ da olur, ‘merdivenleri büyük ağzıyla çıkan Meral’ de ‘istasyon çay evini dolduran gebe’ de olur. Şairin algıladığı dünya budur çünkü: Kaos ve karmaşa; anlamsızlık ve saçmalık.

Kitap Önerisi

Yaşamak – Cahit Zarifoğlu

8 cevaplar
  1. Ayse
    Ayse says:

    Bu tür şiirlerde şair ıslak ellerini bana sıçratıyor ama sadece 3-5 damla kulağıma geliyor gibi hissediyorum. 3-5 kelimelik anlamı yakalıyorum ama ondan da asla emin olamıyorum :/

    Cevapla
  2. monaroza
    monaroza says:

    zarifoğlu’nu okurken, neden anlayamıyorum diye hayıflandığım zamanlar oluyordu. ama sonradan ‘zarifoğlu, anlaşılmadan zarifoğlu’ diye düşünmeye başladım. ve şimdi bu yazı ile karşılaşınca aşırı mutlu oldum 🙂

    Cevapla
  3. A.A
    A.A says:

    Anlaşılmama ya da hissedilmeme korkusu olmadan yazılmış dizeler görüyorum Zarifoğlu’nda. Aynı dili konuşmuyoruz ama duygularımızın kesiştiğini hissettiğimiz bazı noktalarda birlikte soluklanıyoruz.. anlayamadan. Kimine göre hikaye, kimine göre hakikat

    Cevapla

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.